Buluşma* İzlenimleri
"Sağlıklı bir iletişim olmadan doyumlu
bir yaşam mümkün değildir."
Doğan CüceloğluBirkaç haftadır 02:00'den erken yattığı olmamıştı. O gece de sabaha doğru uyudu. Kalktığında saatinin 16:15'i gösterdiğini sandı: "Aman Allah'ım! Olamaz, buluşmayı kaçırdım!" Birkaç saniye süren panik, saate bir daha dikkatlice bakmasıyla son buldu: 08:15 Derin bir oh çekti...
12:45'te Beşiktaş'taki Levi's mağazasının önündeydi. Oturup beklemeye koyuldu. Elindeki kağıtları okurken, bir yandan da kafasına hücum eden kaygı verici düşünceleri kovmaya çalışıyordu. Birazdan dağılıp gidecek olan hafif bir gerginlik vardı üzerinde.
O önündeki kağıtlara dalmışken Bülent ve Cultus gelmişlerdi bile. Cultus asıl ismiyle çağırdı fetret'i. Beş dakika içinde Kemal de orada oldu. Hemen karşıdaki döner & kebap salonuna geçtiler. Midye tava olmadığı için oradan vazgeçildi. İkinci yerde garsonun "Hadi artık gitmeyecek misiniz?" diye bakan gözlerini uzun süre görmezlikten gelerek yaklaşık 15:00'e kadar oturdular.
Üçüncü mekan kaldırımın hemen yanı başındaki çay bahçesiydi. "İyi de burada herkes bizi görür J" dedi fetret. "İyi ya biz de onlara el sallarız J" diyerek tüm kaygıları kökünden kurutacak formülü verdi Bülent. Muzlu süt, çilekli süt, salep ve şampanya (Bülent'in "Hadi olmayan bir şey daha iste!" demesi üzerine sipariş edilmiştir) talepleri geri çevrilen fetret, çaya ve arkadaşlarına öykünerek muzlu pastaya yattı. (ah Salah Birsel, bizi de alıştırdın argoya)
fetret'e göre buluşmaya gelenlerin hiçbiri dışarıdan bakınca SFliye benzemiyordu. Kemal sakin, gamsız, tasasız, kedersiz, Çukurova'nın tabiriyle "Aladağ'dan serin" bir izlenim bıraktı fetret'te. Yüzünde anksiyeteden eser yoktu Kemal'in. Cultus zayıflık belirtisi göstermiyor, kendine güven duyan, güçlü bir insan gibi duruyordu. Bülent'in SFli olduğuna inanmakta da çok zorlandı fetret. O esprili konuşmalar bir SFlinin ağzından çıkamazdı. O gülen yüz bir SFliye ait olamazdı.
fetret kitaplardan (kişisel gelişim kitaplarından) söz açtı. Ama bu durum onda sonradan rahatsızlık uyandıracaktı. Çünkü kitaplar üzerine konuşarak hava atıyor, bilgiçlik taslıyor, egosunu tatmin etmeye çalışıyor olabilirdi. Ve yine örneğin, ilkokul birinci sınıftayken kırmızı kurdelenin (bu kelimenin farklı versiyonları var. Hangisinin daha doğru olduğunu öğrenmek için birkaç sözlük karıştırmadan bu maili göndermesem mi acaba? Ola ki yanlış yazmışımdır J) ilkin ona verildiğini söylemesi kendini övmekten başka bir anlama gelemezdi. Gerçi diğer arkadaşların daha okula başlamadan okumayı sökmüş olmak gibi -ki zaten Bülent'in ve Cultus'un okumakta oldukları, Kemal'in bitirdiği okullar / bölümler ÖSYM sınav(lar)ında Türkiye'de ancak ilk %1'e giren öğrencilerin gelebileceği yerlerdir- daha parlak başarıları vardı ve konu bu örneklerden yola çıkılarak ailelerin beklentilerinin SFye etkisi üzerine yoğunlaştı.
Buluşma 13:00'ten 18:30'a kadar sürdü. Demek ki beş buçuk saat kadar konuştular. (Kemal başka bir işi dolayısıyla yaklaşık bir buçuk saat erken ayrılmak zorunda kaldı.) fetret'in algılamasına göre bu süre içinde her biri anlatacak çok şey buldu. "Ne konuşacağız şimdi?" gibi bir durum hiç olmadı. Sanki SFliler değil de talk showcular toplantı düzenlemişti. fetret konuşurken açtığı parantez ve parantez içi parantezlerle bazen lafı uzatıp konuyu dağıtacak ve böylece, sonradan kendini eleştirmek için bir malzeme daha bulabilecekti.
fetret bu buluşmadan çok çok çok memnun kaldı. Arkadaşlarına olan sevgisi bu buluşmayla daha da arttı. Anlatılanlar sayesinde yeni bakış açıları kazandı. Çok rahatladı, "söyle kurtul", "anlat rahatla" formülüne daha bir inanmaya başladı...
* 23 Nisan 2000